kardasev olcegi uzayli medeniyetler neye benziyor olabilir D35u4AIK
kardasev olcegi uzayli medeniyetler neye benziyor olabilir D35u4AIK

Kardaşev Ölçeği: Uzaylı Medeniyetler Neye Benziyor Olabilir?

İnsan, kafasını kaldırıp gökyüzünde gördüğü ışıkların ne olduğunu hayal etmeye başladığı günden beri yaşadığı yerde yalnız olmadığına dair kuvvetli bir hisle dolu. Bunu binlerce yıl önceden beri anlatılan hikayelerde, mitlerde, duvar resimlerinde, kitabelerde görüyoruz.

Son yüzyılda bilimde yaşanan çağ atlatan gelişmeler ve evrene bakış açımızın aldığı halle birlikte, artık ‘bu koca evrende yalnız olamayız’ düşüncesi oldukça kuvvetlendi. Çünkü evrenin büyüklüğünü daha iyi anlamaya başladık. Hal böyle olunca da, ‘ya bir yerlerde bizim gibi ya da daha gelişmiş medeniyetler varsa?’ diye sormaya başladık. Bu soruyu cevaplamak içinse ‘gelişmiş medeniyet’ kavramının sınırlarını belirlememiz gerekti. Kardaşev Ölçeği, tam olarak bu tanımı getirdi. Gelin birlikte Kardaşev Ölçeğinin ne ifade ettiğine ve gelişmiş medeniyetlerle ilgili olası senaryolarına göz atalım.

Öncelikle, Kardaşev Ölçeği nedir?

Kardaşev Ölçeği, ilk olarak 1964 yılında Sovyet astronom Nikolay Kardaşev tarafından geliştirilen ve evrende var olabilecek medeniyetleri ürettikleri ve kullandıkları enerji miktarına göre tanımlayan bir sistem diyebiliriz. Dayandığı mantık ise en basit haliyle şöyle; bir medeniyetin geliştikçe daha fazla enerjiye ve daha fazla yere ihtiyacı olacak. Haliyle de sürekli genişleyecek ve kendine yeni enerji kaynakları arayacak.

Bu sisteme göre evrendeki medeniyetler üç kategoride inceleniyor. Tip 1 – Gezegensel Medeniyetler, Tip 2 – Yıldızsal Medeniyetler ve Tip 3 – Galaktik Medeniyetler. Bu üç medeniyet türü, etraflarındaki enerji kaynaklarını ne kadar geniş kapsamda kontrol edip kullanabildiklerine göre ayrışıyor.

Evrendeki olası medeniyet senaryolarına bakış

Tip 1 – Gezegensel Medeniyetler

Kardaşev Ölçeği’ne göre Tip 1 olarak anılan Gezegensel Medeniyetler, yaşadıkları gezegen üzerindeki tüm enerji kaynaklarını kontrol edip kullanabilmektedir. Kardaşev yazdığı 1964 tarihli makalede bu medeniyetleri ‘teknoloji seviyesi olarak Dünya’ya yakın’ olarak tanımlamıştır.

Bu tanımlamaya göre henüz insanlık olarak Tip 1 medeniyet bile değiliz ve olabilmemiz için de mevcut enerji üretimi miktarımızı neredeyse 100 bin kat artırmamız gerekiyor. Yani daha epey yolumuz var. Fakat yine de kabaca hayal etmemiz gerekirse, insanlığın gelişmişlik seviyesi için gelecekte hayal ettiğimiz teknolojilerin pek çoğuna sahip; bizden daha gelişmiş bir tür hayal edebiliriz. Ayrıca tabii ki bu türün yaşadığı gezegeni yok olma noktasına getirmemiş olması da gerekiyor… İnsanlığın bu seviyeye önümüzdeki 100-200 yıl arasında bir sürede gelmesi bekleniyor.

Tip 1 medeniyetler ya da bizim gibi henüz Tip 1 olamasa da o yolda ilerleyen medeniyetler, Samanyolu Galaksisi’sinde de bulunabilir. Ancak Tip 1 medeniyetler evrende neredeyse görünmezdir ve etki alanı kendi gezegeniyle sınırlıdır. Dolayısı ile eğer bir yerlerde varlarsa da, bulmamız şimdiki koşullar altında epey zor görünüyor.

Tip 2 – Yıldızsal Medeniyetler

Sıra geldi Tip 2 olarak anacağımız Yıldızsal Medeniyetler’e. Tip 2 medeniyetler için Kardaşev tarafından yapılan tanım ‘kendi yıldızının tüm enerjisini kullanabilen’ bir medeniyet. Tip 1’i tekrar düşünecek olursak; bir tür kendi gezegenindeki tüm enerji kaynaklarını kullanmayı öğrendikten ve muhtemelen tüketme noktasına geldikten sonra; sırada ona en yakın ve en büyük enerji kaynağı olan; kendi sisteminin yıldızı gelebilir. Ayrıca bir medeniyet geliştikçe daha fazla enerjiye ihtiyaç duymanın yanında daha fazla ‘yayılmak da’ isteyecektir. Yani bir medeniyetin bu türden bir gelişme yolu seçmiş olması oldukça muhtemel.

Tip 2 medeniyetler bunu yaparken, yine 60’lı yıllarda teorik fizikçi Freeman Dyson tarafından ortaya atılan ‘Dyson küresi’ benzeri bir yapı inşa etmeyi seçebilir. Bu örnek, Kardaşev tarafından kendi makalesinde de verilmiştir ancak bu yalnızca Tip 2 medeniyetlerin yapabileceklerini kavrayabilmemiz adına verilmiş bir örnektir. Oldukça gelişmiş bir medeniyet olan Tip 2, pek tabii kendi güneşinin enerjisini olabilecek en yüksek verimle kullanmanın başka bir yolunu bulmuş olabilir.

Peki Dyson küresi nedir? Dyson küresi, teorik fizikçi Freeman Dyson tarafından sunulan ve bir medeniyetin uzayda ilerleyebileceği en olası senaryolardan biri için çözüm sunan bir ‘proje’. Buna göre eğer akıllı bir medeniyet artık epey gelişmişse bir sonraki adım daha fazla yere yayılmak ve daha fazla enerji elde etmek olacak. Bunu yapmak için de merkezdeki yıldızdan elde edebileceği tüm enerjiyi yakalamak isteyecek. Ardından da merkezdeki yıldızın yörüngelerinde dönen ve oldukça sık yerleştirilmiş özel platformlar geliştirecek. Böylece sonsuz bir enerji kaynağı elde etmiş olacak ve büyümesi de hızlanacak.

İşte Kardaşev’in tanımladığı Tip 2 medeniyetin ‘eğer mümkünse’ böyle bir projeyi yapabilecek seviyeye gelmiş olması gerektiği düşünülüyor. Böylece Tip 2 medeniyet, kendi yıldız sisteminin tamamının kontrolünü de ele geçirmiş olacak.

Yani Tip 2 için, insanlığın gelecekte Mars’tan Uranüs’e, Ay’dan Güneş’e; kendi sistemimize ait tüm kaynakları kontrol altına aldığını; bu sistemi kontrol etmek için gereken tüm gelişmeleri tamamladığını düşünün. İşte Tip 2 medeniyet olmak, tam olarak böyle bir şey. Şimdilerde bize en yakın gezegenlere uzay araçları gönderip incelemeler yapmak için bile ne kadar büyük bütçelerle ve zamanla yarıştığımızı düşünürsek, Tip 2 medeniyetlerin gelişmişlik seviyesini daha iyi anlayabiliriz.

Tip 3 – Galaktik Medeniyetler

Kardaşev’in kaleme aldığı makalede tanımladığı son medeniyet türü; kendi galaksisinin tüm enerji kaynaklarını kontrol edebilen bir tür haline gelmiş olmak. Bizim için bu türden bir gelişmişliği algılamaya çalışmak epey zor. Çünkü bırakın kontrol edip enerjisini sömürmeyi; henüz kendi galaksimiz olan Samanyolu Galaksisi hakkındaki bilgilerimiz bile oldukça sınırlı.

Fakat düşünün ki, bir medeniyet çok gelişmiş teknolojiler ile ve bilimde geldiği noktayla çoktan kendi Güneş Sistemi’ni kontrol altına almış; sınırsız enerjisi var. Böyle bir medeniyet için farklı yıldız sistemleri arası seyahat, çok daha ‘basit’ bir hale gelmiş olabilir. Örneğin Dünya ile Plüton arasında seyahat etmek gibi bir şeye dönüşmüş olabilir. Yani her ne kadar çok fazla zaman alsa ve kaynak gerektirse de, imkansız değildir.

Böylece bu gelişmiş Tip 2 medeniyet, daha gelişmiş olma yolunda farklı yıldız sistemlerini ziyaret edecek, kolonileşecek ve en sonunda da Tip 3 olabilmek için kendi galaksisindeki tüm sistemleri kontrol altına alıp enerjisini ve kaynaklarını kullanabilir hale getirmiş olacak.

Bu türden bir medeniyetin sahip olduğu teknolojileri hayal etmek bile çok zor. Çünkü nihayetinde yıldızlar arası seyahat edebilen ve bunu ‘kolay’ yapabilen; tüm galaksiye hükmeden bir türden bahsediyoruz. Belki de karanlık maddenin gizemlerini çözmüş, bizim bildiğimizden bambaşka fizik kurallarıyla hareket ediyor olabilirler. Işıktan hızlı hareket etmenin yolunu bulmuş da olabilirler.

Kardaşev’in tanımladığı akıllı uzaylı medeniyet ‘tiplerine’ göz attığımıza göre biraz da her bir türden medeniyet ile karşılaşma olasılığımızı konuşalım.

Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 medeniyetlerden herhangi biri mevcutsa, nasıl oluyor da hala tanışmamış olabiliyoruz?

Tip 1 medeniyetlerden konuşurken bahsettiğimiz üzere; insanlık olarak henüz Tip 1 medeniyet bile değiliz. Üstelik hem insanlığın hem de gezegenin gidişatını düşünürsek, bu kolay kolay da olmayacak. Yani aslında insanlık, her ne kadar yüzlerce ışık yılı uzaklara radyo sinyalleri gönderip kendini evrene tanıtmaya çalışan ‘akıllı’ bir tür olsa da, evrenden dönüp baktığımızda kelimenin tam anlamıyla ‘görünmez’ bir türüz.

Üstelik evrenin pek çok köşesinde henüz ‘medeniyetin’ bizim ulaştığımız seviyesine bile ulaşamamış; bizimle aynı çizgide ilerleyen ya da bir Tip 1 olmayı yeni yeni başarmış pek çok tür olabilir. Fakat az evvel insanlık için söylediğimiz şey, onlar için de geçerli. Yani bu türden bir gelişmişlik seviyesiyle aslında onlar da bir nevi görünmezler.

Bunu bilimsel olarak açıklayacak olursak da, bildiğiniz üzere insanlık olarak 200 ışık yılına kadar hayal bile edemeyeceğimiz uzaklıklara radyo sinyalleri gönderiyoruz. Fakat bu miktar bile galaksimizin 100 bin ışık yılı genişliğindeki devasa ölçülerini düşünecek olursak çok da büyük bir mesafe değil. Ayrıca ne yazık ki 200 ışık yılı uzaklığa ilettiğimiz sinyallerin de çok büyük bir kısmı biraz yol katettikten sonra birer cızırtıdan ibaret oluyor. Bu ‘cızırtılar’ zeki bir yaşam formuna işaret etmeyecek kadar anlamsızlaşıyor. Bu da biz ve bizim gibi olası ‘akıllı’ medeniyetlerin kendi galaksisi içinde bile keşfedilmesini oldukça zor hale getiriyor.

Tip 2 için bu durumu nasıl açıklayabiliriz? Burada da aslında benzer bir mantık yürütecek olursak; Tip 2 medeniyetlerin kendi güneş sistemlerine tamamen hakim konuma gelmiş olmaları gerektiğini biliyoruz. Gezegenimize ‘yakın’ diyebileceğimiz yıldız sistemlerinin büyük çoğunluğu ise yaşama uygun olmayan genç yıldızlardan ve kızıl devlerden oluşuyor.

‘İletişim kurabileceğimiz’ yani sinyaller gönderip onlardan gelecek sinyalleri en azından birkaç yılda/on yılda alabileceğimiz kadar yakın olanlardan ise şimdiye kadar hiçbir işaret almadık. Yani ya bu galakside yalnızız ya da var olan tüm medeniyetler henüz en az bizim kadar ‘aciz’ olduğu için birbirimizi bulamadık. Bir diğer seçenekse uzaklardan, örneğin 200 ışık yılı uzaktan gönderilen ve dün yola çıkan bir mesaj varsa bile, bize ulaşması 200 yıl sürecek. Yani, zaman da karşımızda büyük bir engel olarak duruyor.

Tip 3’e geldiğimizde ise artık ‘galaksisine hükmeden’ aşırı gelişmiş bi türden bahsediyoruz. Bu türden bir medeniyet varsa bile bambaşka bir galakside olması gerektiğini biliyoruz. Ayrıca çok gelişmiş ve kim bilir ne gibi teknolojilerle, ne gibi bizim anlamanın kıyısından bile geçemeyeceğimiz fizik kanunlarıyla var olan bu tür için kendi kolonisini inşa eden bir karınca sürüsünden farksız olabiliriz

Bir soru daha: Tip 3’ten daha gelişmiş medeniyetler olamaz mı?

Kardaşev’in 1964 yılında yayınlanan makalesinden sonra bu ölçeği genişletmeye yönelik pek çok bilim insanından çeşitli fikirler geldi. Bazı bilim insanları, Tip 4 ve Tip 5 olarak adlandırabileceğimiz iki medeniyet türü daha olabileceğini söylüyor. Bu iki tip medeniyetin galaksi ve süper galaksi kümelerini kontrol ediyor olabileceği ifade ediliyor. Ancak tahmin edeceğiniz üzere bu iki tipe dair de elimizde henüz bir işaret ya da uzak diyarlardan gelmiş bir selam yok.

Bu konudaki en uç fikir ise bir ‘Tip Omega’ medeniyetin varlığı. Tüm evreni hatta evrenleri kontrol eden, enerjisini kullanan, gelişen ve sürekli büyümeye devam eden bir medeniyet hayal edin. Böyle bir medeniyetin gelişmesi için ne gibi koşullar gerekirdi, bahsettiğimiz bu hayali medeniyetin biyolojik ve fiziksel olarak nasıl bir var oluşu var; yaşadıkları ‘üst evrende’ ne gibi fizik kanunları geçerli, asla bilemeyeceğiz.

Bambaşka bir açıdan bakacak olursak, ‘gelişmiş bir medeniyet’ olmayı bizim gibi tanımlamayan; yani enerji üretimi-tüketimi ve ‘gelişmiş teknoloji’ yerine bambaşka bir bakış açısıyla ‘gelişmiş’ türler bile olabilir… Bu da onları bulmanın her şeyden daha zor olacağı anlamına geliyor.

Kardaşev Ölçeğin’nden ve olası uzaylı medeniyetlerin neler yapıp neler yapamayacaklarından bahsettik. Sizce uzaklarda bir yerlerde henüz tanışmadığımız, herhangi seviyede bir medeniyet var mı? Varsa da yakın bir gelecekte herhangi biriyle tanışacağımızı düşünüyor musunuz? Cevaplarınızı ve bu konuda merak ettiklerinizi bizimle paylaşmayı unutmayın!

GamerAdmin
2003 yılında sistem mühendisliği (MCSE) eğitimi alan yazar, Sakarya Üniversitesi Bilgi Yönetimi mezunudur. Kendisi 1989'dan beri oyunlarla haşır neşir olan yazar, bu yıldan yanadır oyunlar hakkında bilgi sahibi olup, kendisi bir oyuncudur. Bilgilerini ve bitirdiği oyunların tam çözümleri hakkında sitede paylaşımlar yapmaktadır. Sorularınızı lütfen iletişim kısmındaki e-posta adresinden gönderiniz.